efenim el emeyi göz nuru oyuncak pampcekimiz
_
sia siyabend ssssssidileri
94’ tarihli Küçük Ceylanın efsane albümü “Kritik Etme Beni”
nekadar sıkıcısın
buzzz
yılın ilk soğuğunu yaşadım bugün.
hiç tanımadığım sesler ısıtıyordu içimi.
ve arkadaşım, nekadar göt olduğumdan bahsetti biraz.
öylemiyim acaba?
bencillikten mi sıkıntıdan mı bilemedim.
ama yılın ilk soğuğunu yaşadım bugün. ephey soğuktu.
bir de küresel ısınma gelecek diyorlar,
bence hepimiz donarak ölücez.
ciciciüv
yurdum evlerinin yüzde doksan ikisinin zili “cicicicici ciu ciu ciu ciuv ciuv ciuuuv” gibi hızlıdan başlayıp kademeli olarak yavaşlyan kuş sesleri gibi çalardı.
bundaki amacı düşündüm bugün.
o üçüncü sınıf elektrikçi, endüstri meslek lisesi bilgileriyle bunu icat ederken “evlerde kuşlar ötsün, her kapı çalındığında insanlar kendini ormanda veyahut ağaçlık bir mesire yerinde hissetsin” gibi birşey mi düşünmüştü. veya halkımın yüzde doksanikisi neden onu ısrarla ve aşkla kullandı yıllarca? zorunlulukmuydu bu? daha pahalı yaşayan ozamanın robdöşambrlı abilerinin evlerinde çalan “dinden dön” melodileri daha mı pahalıydı? yoksa toplumun üst kesimlerine hitap eden bu melodi şevki yılmazın dediği gibi gerçekten toplumu yezidliğe ve allahsızlığa mı itiyordu?
bence izleyin. çok iyi ayrıntılar
not: (bu linkten türkçe altyazılı olarak izleyebilirsiniz)
http://www.ted.com/talks/lang/tur/dan_gilbert_asks_why_are_we_happy.html
baya ğyi*
*cercer
01
herşeyin bir gün birden biteceği korkusu, yeni yaratımlara itiyor insanı. öyle bir haldeyim ki, düzenli olarak gelişen her ses, işleyen her çark, tüm bedenimi ilham fırtınalarıyla kuşatıyor. ve haz ağızımdan çıkmak üzere.
1 kb
herşey tükenirken, iki seçenek var önünde;
insanlar bişeyler yaparken, sen filmlerin inmesini beklersin.
(bu cümlede iki seçenek var)
çağımızın kayıpları bile bytelarla ölçülürken,
bilimkurgu arayan bebekler.
aynalardadır ihtiyacınız olan heyecan.
.
son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak
treleybüs
uykuya koşuyorlar
uykuya.
uykunun çocukları ezilmiş,
uykunun çocuklarına para lazım
uykunun çocukları kapitalist
ve uykunun çocukları yaşamayı kaçırır,
bu halde bile açlıktan ölebilicek kadar
narindir uykunun çocukları,
kapıları patlatılır
uykuları dağıtılır,
en çok uyuyanlar olsa da onlar
aslında hiç uyuyamıyanlardır,
değerli ne varsa bu hayatta sahip olduğumuz,
en kırılganlardır onlar.
uykunun çocukları acıkmış uykuya
sabahın yedisinde
doğasına bile aykırı
uykunun çocukları yarı ölü
binerler kalabalık,
binerler topluca,
binerler tufandan kaçan,
nuh’un sakinleri gibi,
kırmızı ve beyaz ve mavi
bindokuzyüzyetmişiki model
bir macarın makinasına.
uykunun çocukları bekler bir macera,
macar yapımı eski treleybüslerinde.
uykunun çocukları büyür,
onlar yaşlanır,
ve ölürler aynı tip,
aynı sakinlikte,
ve her eklemi oynayıp,
bir başka ses çıkaran,
otobüslerinde.
Fu Manchu
HÜCREDEKI ADALININ RÜYASI
Tas duvar, demir karyola ve yerlerde sayisiz izmaritler.
Helanin pis kokusu, rutubetli, sikintili, nikotinli,
Insani serseme çeviren kursun gibi agir bir hava,
Duvarlar sanki soguk dalgalari imal ediyor.
Istediginiz kadar üzerinize kalin seyler giyinin,
Oligarsinin hücresinde sogugu yenmek imkansiz.
Ranzanin karsisinda kafesli demir kapi,
Arkasinda Mehmet.
Görevi dakikasi dakikasina beni denetlemek
Mehmedim utaniyor, kahroluyor.
‘Askerlik agam n’aparsin’diyor.
Aslinda o da tutsak.
Ben hücre içinde, o hücre önünde.
Günde bes kere büyük baslar bakar içeriye;
Yüzlerinde tecessüs.
‘Çilgin adam, 3-5 kisi ile koskoca karanliklar
Imparatorluguna kafa tutan adalilar.’
Ama yine de ‘çilgin adamin’ karsisinda
Bir eziklik, bir burukluk duyuyorlar o baska.
Gündüz gece diye bir ayrim yoktur hücrede,
Zaman ve mekan özümlenmis artik.
Sadece koldaki saattir, geceyi gündüzü bildiren.
Isik yirmidört saat yanar.
Bir nefes, bir dumandir yoldasim,
Cigarami her çekiste duman olur,
Uçar giderim, ta uzaklara.
Çogu kere Ada’ma giderim,
Cigaramin dumani, beni memleketime; Ada’ma götürür.
Kahpe Istanbul’un, kahpe bir bölgesinde,
Bir evdeyim, yoldaslarimla beraber.
Bu ev, yoldaslik-dostluk-kardaslik-mertlik-kazanç ve sevgi evidir.
Bu evde, hersey o kadar güzel ve o kadar anlamlidir ki…
Ev de degil, ada, ada!
Satilmisligin, kahpeligin, riyakarligin, adiligin ve her çesit
asagilik ve her çesit yabancilasmanin karisimi olan,
Karanlik Denizi’nin ortasinda,
Günesi batmayan bir ada.
Ben ne suraliyim ne burali,
Adaliyim adali,
Adam ormanliktir.
Dostluk yoldaslik, mertlik ormani,
bütün ada’mi kaplar.
Erdemin günesi yirmidört saat aydinlatir adami
Biz ada sakinleri bilmeyiz karanligi.
Ben adaliyim ey kahpe hücre, Ada’li.
Dogru ya, sen nereden bileceksin Ada’mi.
asirlik, feodal, militarist hücre.
Ya, sen, öküze benzemek için kasilan, sisen
haset kurbaga hilkat garibesi bilir misin ada’mi?
Dünya karanliktir, günesi batmayan böyle bir ada
yeryüzünde yoktur.
Degil mi karanliklar cücesi, zavalli acuze?
Ya sen yarasalar sairi, piskin Cacomcho?
Degil siirlerde, masallarda bile böyle bir ada yoktur.
böyle bir ada esyanin tabiatina aykiridir.
Senin için degil mi karanliklarin kapkapa sairi?
Senin dedigin esyanin degil, karanligin tabiatina aykiridir.
Karanlik cüceleri, acuzeler, dürzüler…
Yarinin Türkiye’sinin hayvanat bahçesinde
teshir edilecekler…
Adam kalabaliktir hain hücre:
Elde mitralyözüyle,
Sierra Maestra’da, Falcon’da, Vietnam’da
Mozambik’te, Angola’da, Sina çöllerinde…
Özgürlügün türküsünü söyleyenler.
Zulme, kahpelige, sömürüye karsi…
Disiyle, tirnagiyla üç kitada karsi koyanlar
benim evlatlarimdir kahpe hücre.
Benim adamin ormanligindan aldiklari fideleri,
“birer birer dikiyor, kahpeler koalisyonunun dünyasina .
Kel dünya, Ada’min agaçlariyla ayibini örtüyor, güzellesiyor artik.
Iyi bak bana feodal duvar, iyi tani beni.
Seni yerle bir edecek Ada’lilari iyi tani.
Adam ve hemserilerinin çogu ne halde diye
dudak bükme, orospunun dölü utanç duvari
Evet adami karanligin sulari basti.
Evet, benim gibi pek çok adali bu çirkef sularin altinda,
ama bosuna sevinme, Ada’m batmaz, yok olmaz
Ada’m, sadece karanlik denizinde yerini degistirdi.
Hepsi o kadar.
MAHIR ÇAYAN